Aileyle Yemek İçin Her Kuşağa Uyan Bir Sofra
Aileyle Yemek İçin Her Kuşağa Uyan Bir Sofra
.
.
Anneanne son basamakları torununun kolundan destek alarak çıkarken garson, masanın manzaraya en açık sandalyesini onun için çekiyor. Masadakiler henüz menüyü açmadan onun yerleşmesini bekliyor. Çocuk yanına oturmak istiyor, annesi de sandalyeleri geçişi kapatmadan biraz yaklaştırıyor. Aileyle yemek böyle küçük hareketlerle başlıyor; herkesin aynı anda aynı şeyi istemediği bir masada rahatlık, biraz da birbirine yer açmaktan geliyor.
Rahatlık kapıdan masaya kadar sürmeli
Yer seçerken ilk bakılacak şey, kapıdan masaya kadar nasıl gidildiğidir. Girişin düz olması, içeride merdiven bulunmadığı anlamına gelmez. Önceden konuşurken yemek yenilen katı ve tuvalete ulaşmak için basamak çıkılıp çıkılmadığını sormak işe yarar. İstanbul’da yokuşlu bir sokaktan yürüyerek gelen yaşlı bir yakının masaya oturmadan önce kısa bir soluklanmaya ihtiyacı varsa buluşma saatinde buna da pay bırakılır.
Sandalyenin görünüşünden çok, oturan kişiye verdiği destek üzerinde durmak gerekir. Çok alçak ve yumuşak bir koltuktan kalkmak, sağlam arkalıklı bir sandalyeden kalkmaya göre daha fazla çaba ister. Masanın ayağı dizlere denk geliyorsa oturma düzenini yemek gelmeden değiştirmek rahatlatır. Bastonun erişilecek bir yerde durması, buna karşılık geçiş yoluna uzanmaması da masadaki kişinin her kalkışta yardım istemeden hareket etmesini kolaylaştırır.
Gürültüyü anlamak için çevredeki konuşmalara birkaç saniye kulak vermek yeterli olur. Karşıdaki kişinin sözünü duymak için öne eğilmek gerekiyorsa uzun bir sohbet yorucu geçer. Hoparlörden uzakta, servis geçişinin doğrudan yanında olmayan bir masa konuşmayı kolaylaştırır. Pencere kenarına oturmadan önce de güneşin göze gelip gelmediğine bakılır; güzel görünen bir köşe, oturan kişinin rahatlığıyla birlikte anlam kazanır.
Sipariş iştaha göre şekillenir
Menü açıldığında herkese aynı büyüklükte yemek söylemek yerine o gün ne kadar aç olduğu sorulur. Öğle öğününü geç yemiş biriyle dışarı çıkmadan önce pek bir şey yememiş çocuk aynı noktadan başlamaz. Az yemek isteyen büyüğe ısrar etmek, masaya daha otururken bir görev duygusu yükler. Porsiyonun büyüklüğünü öğrenmek ve küçük seçenek bulunup bulunmadığını sormak, siparişi gerçek ihtiyaca yaklaştırır.
Çiğnemekte zorlanan biri için yemeğin ne kadar yumuşak olduğunu açıkça sormak, menüdeki adına bakarak karar vermekten daha kullanışlıdır. Sosun ayrı gelmesi, yoğun tat istemeyen kişinin kendi ölçüsünü kurmasını sağlar. Çocuğa ise yiyebileceği iki seçenek sunmak karar vermesini kolaylaştırır. Bütün menüyü önüne koyup uzun uzun seçmesini beklemek, özellikle açken sabrını tüketir ve sipariş anını gereksiz yere uzatır.
Siparişi veren kişi, masadakilerin tercihlerini onların yerine değiştirmeden garsona aktarır. “O bunu yemez” demeden önce ilgili kişiye dönüp sormak, yaşlıların da çocukların da söz hakkını korur. Yemeklerin hazırlanma süresi farklıysa bunu baştan öğrenmek sofranın temposunu kurmaya yardım eder. Uzun süren bir yemek seçildiğinde, diğer tabakların ne zaman geleceği konuşulur; kimse önündeki yemek soğurken beklemek zorunda kalmaz.
Çocuğun saati ve sofranın nezaketi
Çıkış saatini yalnızca yetişkinlerin boşluğuna göre belirlemek, çocuğun uyku düzenini hesaba katmaz. Uykudan yeni kalkmış ve biraz hareket etmiş bir çocuk, masada oturmaya daha hazır olur. Evden çıkışla yemek arasındaki süre uzayacaksa alıştığı küçük ara öğünü atlamamak yerinde olur. Amaç masaya çok tok oturtmak değildir; sipariş verilene kadar açlığın bütün konuşmayı ele geçirmesini önlemektir.
Sofrada büyüğün yemeğinin önce önüne konması, küçük ama hissedilen bir nezakettir. Bunu servisi yapan kişiye baştan, sessizce söylemek yeterlidir. Çok acıkmış küçük bir çocuğun yemeğini önden istemek de aynı özenin başka bir biçimidir. Büyüğe öncelik verirken çocuğu beklemeye zorlayan katı bir sıra kurmak yerine, ikisinin ihtiyacı da gözetilir. Nezaketin amacı masadakileri rahat ettirmektir.
Yemek boyunca çocuğun her lokmasını saymak, sohbeti kolayca denetime çevirir. Tanıdığı bir yiyeceğin tabağında bulunması, yetişkinlerin sürekli müdahale etme ihtiyacını azaltır. Oturmaktan sıkıldığında bir yetişkinle kısa süreliğine dışarı çıkması, masada kalması için pazarlık etmekten daha sakindir. Bu küçük molanın sorumluluğu da hep aynı kişiye bırakılmaz; herkesin yemeğini sıcak yiyebilmesi için sırayla eşlik edilir.
Eve gelen misafir gibi karşılanmak
Bir aileyi ağırlarken evde yapılan ilk şeylerden biri, gelen kişinin nereye rahat oturacağını düşünmektir. Dışarıda da aynı dikkati aramak doğaldır. Moss Lounge The Bosphorus’un tanıtım sayfasında misafiri eve davet edilen biri gibi karşılama anlayışı hakkında bilgi bulabilirsiniz. Aile sofrasında bu yaklaşımın karşılığı, herkesin ihtiyacını uzun uzun açıklamak zorunda kalmadan rahat etmesidir.
Ev sıcaklığı her isteğe uzun bir karşılık vermekle kurulmaz. Genel olarak bir mekânda, az işiten kişiye dönerek konuşmak veya sandalyesini düzeltmesi için ona zaman tanımak bu duyguyu güçlendirir. Yardım etmeden önce ihtiyacını sormak da kişinin kendi kararını korur. Yaşlı bir misafirin siparişini sürekli yanındaki gençten almak yerine doğrudan kendisine seslenmek, onu masanın asıl muhataplarından biri olarak kabul etmektir.
Masadakiler de bu rahatlığa birbirini acele ettirmeyerek katkıda bulunur. Yemeğini bitirene biraz daha yemesi için ısrar edilmez, yavaş yiyenin tabağı sohbetin konusu yapılmaz. Böylece yemek boyunca konuşma, lokmaların hesabından uzaklaşıp herkesin katılabildiği bir hâl alır. Eve dönerken aile, yediklerinin yanında anneannenin yarım bırakmadan anlattığı hikâyeyi ve çocuğun buna verdiği cevabı da hatırlar.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
